Türklüğün Yapı Taşı: Dil ve Edebiyat

Edebiyat bizim hususi tek zevkimiz. Yazmak ve okumak cezbediyor insanı. Kimilerine göre edebiyat sanatı, içi doldurulamayacak tabiri caizse boş bir uğraş, kimilerine göre olmazsa yaşanamayacak bir ihtiyaç!
Ülkemiz ve Türk dünyası edebiyatında şiirle yoğrulmuş, nesirle pişmişiz; kısacası edebiyatın ta ortasında doğmuş olmamıza rağmen edebiyatı tırnak içinde “boş bir uğraş/hobi” olarak gören tek millet biz olabiliriz.
Türk edebiyatı; üç kıtayı kapsayan, birçok milletten insanı içinde barındıran eşsiz ve dibi olmayan bir deryâ. Fuzulîlerin, Bâkîlerin, Nesimîlerin çıktığı bu kadîm coğrafya ve Türk edebiyatında, edebiyatı boş bir uğraş olarak görmek; Türk’ün dilini, ırkını ve tarihini “geçersiz/boş” görmek ile eş değer oluyor.
Edebiyat; sadece okullarda okutulan, içeriği sadece bir-iki şair ve birkaç eserden ibaret olmadığını, aslında bir milleti ayakta tutan en büyük yapı taşlarından biri olduğunu kavramamız gerekmektedir.
Edebiyat meselesiyle paralel olarak ilerleyen, onun malzemesi olan ve Türklüğün yapı taşlarından birisi konumunda duran elzem bir muhteva da Türk Lisânı meselesidir.
Süleyman Çobanoğlu’nun Üçgen (Müselles Değil!) şiiri de paralel olarak ilerleyen Türk lisânı meselesinde ekseriyetle büyük bir rol oynar. Özellikle, bir mısraısı bu değinmek istediğim konuyu âdeta özetler niteliktedir.
‘’müselles değil, üçgen!
davamız yitik değil
Türkçe konuş ki Türkçe
gök filiz, kütük değil’’
Ve yine, Türk lisânı hakkında söylenebilecek bir şair de –ki bence en önemlisi- Yunus Emre’dir. Türk lisânını duru ve hoş biçimde kullanan şair, geçerliliğini yüzyıllardır korumaktadır. Kuş ötüşü gibi nağmeli ve hoş bir biçimde Türkçeyi kullanmıştır.
Ne kadar da bu şairlerin Türkçe davalarına değinsek de her zaman bu konu eksik kalacaktır. Türkçe denilen dil, iki üç satır veya birkaç paragrafla sınırlandırılmayacak kadar geniş ve kapsamlı bir dildir. Tarihinde dahi, farklı varyantlara gelmiş, çok uzak coğrafyalarda Türk edebiyatı ile harmanlanmış bu dili Yahya Kemal’in şu sözüyle bitirmek isterim;
“Bu dil ağzımda annemin sütüdür.”